KADIN BEYNİ-ERKEK BEYNİ: NE KADAR BENZER NE KADAR FARKLI?

İnsan beyni yaklaşık 1,5 kg ağırlığında, kafatasımızın içinde yer alan, %75-80 su, %10’dan biraz fazla miktarda yağ ve %8 proteinden oluşan bir organımızdır. Ortalama 70 kg’lık bir insanın tüm vücut kütlesinin yaklaşık olarak %2’lik bir bölümünü oluşturmasına rağmen üretilen enerjinin %25’ini kullanılır. Tarih boyunca sadece bilimcilerin değil din adamlarının, şarlatanların ve sıradan insanların da ilgi odağı olmuştur. Yirminci yüzyılın başlarında özellikli beyin hücreleri olan nöronların bulunması ve nöronlar arası iletişimle ilişkili birçok keşif beyin ile ilişkili bilgilerimize önemli katkılar yaptı. Bilgi çağına gelip yapay zekayı tartışırken hala beyin hakkında bilemediklerimiz ve tam olarak aydınlatılamayan noktalar var.

Beyinle ilişkili ilginç tartışmalardan biri, kadın ve erkek beyinlerinin farklılığı üzerinedir. Burada gerçeklik payı olan, kanıtlanmış bazı bilgilerin yanı sıra bilimsel kanıtlarla zaman içinde çürütülmüş ancak sanki gerçekmiş gibi hala tartışılmaya devam edilenler de vardır. Bu tartışmalar erkek beyninin daha üstün olduğu iddiasıyla kadının dışlanması ya da cinsiyet farklılığı nedeniyle farklı eğitim uygulamalarının gerekliliği gibi gerçeği yansıtmayan medya destekli şehir efsanelerine yol açmıştır.

Kadın beyni ile erkek beyni arasında tabii ki bazı farklılıklar var. Ancak bu farklılıklar kadın ve erkeğin birlikte düşünmesine, öğrenmesine ve strateji geliştirmesine engel değil. Kadına özgül ve erkeğe özgül beyin sinir hücreleri ve sinir iletimini sağlayan farklı nörotransmitterler olmadığı gibi beyinler arasında öğrenme, adapte olma ve beyin esnekliği (nöroplastisite) bakımından birini diğerine üstün kılacak belirgin bir farklılık söz konusu değildir. Ama nedense bazen bilimciler bazen de bilim dışı kişiler bazı bilimsel gözlem ve makalelerden gerçek dışı çıkarımlara gidebiliyorlar.

Erkek ve kadın beyinleri arasındaki farklılık üzerinden bilim tarihinin en büyük yanılgılarından birini beyinde kendi adı ile anılan konuşma merkezini (Broca alanı) bulan ve adını bilim tarihine altın harflerle yazdıran Fransız hekim ve antropolog Paul Broca yapmıştır. Broca kadın beyninin erkekten ortalama olarak yaklaşık 200 g kadar daha hafif olduğunu saptamış, bu veriden hareketle erkeklerin kadınlardan daha zeki olduğu sonucuna ulaşmıştır. Fransa Parlamentosu’na senatör seçilen Broca’nın bu görüşü Darvinciler tarafından da desteklenmiştir. Bugün zekanın cinsiyet ile ya da cinsiyete bağlı beyin ebadı ile bir ilişkisinin olmadığı itiraz edilemez bilimsel verilerle kanıtlanmış durumdadır. Kadın beyninin erkek beyninden küçük olmasının nedeni ortalama vücut ebadının da küçük olması ile ilişkilidir. Ortalama kadın kalbi, karaciğeri ve diğer organları da erkeklere göre daha küçüktür. Bu hatalı çıkarım Broca’nın konuşma alanı ile ilişkili önemli keşfini gölgelemese de cinsiyet ayrımcıları tarafından hala kullanılmaya çalışılmaktadır.

Farklılığı savunanlardan biri MIT’den (Pensilvanya Üniversitesi, Massachusetts Teknoloji Enstitüsü) mezun ünlü klinik psikiyatrist Leonard Sax’tır. Sax’ın kız ve erkek çocukların beyinlerinin farklı olduğunu, farklı geliştiğini ve farklı çalıştığını savunan birçok makalesi ve kitabı yayımlanmıştır. Sax bu farklılıklara dayanarak kızların ve erkeklerin farklı eğitimler alması gerektiğini savunmuştur. Bu tür öngörüler, hem de Sax gibi akademik kimliği olan bilimcilerden geliyorsa, başka amaçlar için kullanmak isteyen tutuculara malzeme sunmaktadır. Nitekim Sax’ın bu görüşleri kız ve erkeklerin ayrı sınıflarda veya ayrı okullarda eğitilmesini savunanların eline de hatırı sayılır güçte bir koz vermiştir.  Bu konu zaman içinde bilimsel zeminde daha detaylı bir şekilde araştırılmıştır. Yüz seksen dört araştırmayı tek tek inceleyerek bunları birleştirip analizini yapan ve 2014 yılında yayımlanan kapsamlı çalışma (1) tek cinsiyetli eğitimin erkekler veya kızlara karma eğitimden daha fazla veya farklı bir avantaj sağlamadığını ortaya koymuştur. Bu nedenle, beyinle ilişkili bazı farklılıklara spekülatif yaklaşımlarla başka anlamlar yükleyen ve buradan cinsiyete dayalı farklı eğitim kalıplarını savunan misyonerlere şüpheyle bakmalıyız (2).

Farklılığı savunan bir başka çalışma da 2013 yılında oldukça prestijli bir bilim dergisi olan PNAS’da (Proceedings of the National Academy of Sciences of the USA) yayımlandı. Bu çalışmada erkek ve kadın beyinlerinin farklı bağlantılara sahip olduğu ileri sürüldü (3). Kadınların daha sezgisel, erkeklerin daha matematiksel ve analitik düşünmelerine bu bağlantı farklılıkları yol açıyordu. Daily Mail ve The Independent başta olmak üzere medya bu makalenin sonuçlarını farklı bir yorumla topluma sundu. Buna göre erkeklerin daha iyi harita okuması ve kadınların duygu yüklü olması tam da bu bağlantı farklılıklarından kaynaklanıyordu. Çalışma dikkat çekici sonuçlar sunsa da dikkatle yapılan veri analizi aslında çalışmanın sunduğu bulgularla medyada açıklananlar arasında anlamlı bir bağlantı olmadığını ortaya koydu (4).

Şehir efsanesine dönüşen bir başka bilimsel iddia da Norman Geschwind tarafından 1980’lerde ortaya atılan anne rahminde beyin gelişimine testosteron etkisidir. Buna göre testosteron erkeklerin beyin sol yarım küresinin kızlara göre daha az gelişmesine neden olur. Bu hikâye doğumu izleyen dönemde kızların erkeklere göre daha avantajlı olduğu şeklinde algılanmış, hatta bunun kızların erkeklere göre daha çabuk duygusal olgunluğa ulaşması ile ilişkisi de sanki bilimsel bir gerçekmiş gibi kabul edilmiştir. Bu görüş izleyen birçok çalışmada çürütülmüştür. Geschwind’in gözlemleri incelenen örnek sayısı arttıkça desteklenememiştir. Daha detaylı incelemeler kız ve erkek beyinlerinin doğumu izleyen dönemde bahse konu farklılığı sergilemediğini ve Geschwind’in gözlemlerinin bazı sıra dışı olgularla sınırlı olduğunu göstermiştir (5,6). Bununla beraber, günümüzde başka bilimciler ve medya bu farklılığa yeri geldiğinde atıfta bulunurlar.

Erkeğin ve kadının ortalama beyninde birtakım farklılıklar var; bu doğru. Çok sayıda erkekle kadın karşılaştırıldığında örtüşmeler de farklılıklar da göze çarpabiliyor. Yazının başında da belirttiğimiz gibi en büyük farklılık ağırlıkta. Ortalama kadın beyni daha küçük. Öte yandan kadında bellekle ilgili yapı olan hipokampus daha büyükken erkekte amigdala daha büyüktür (7). Buna benzer birçok farklılık bulabilirsiniz ama kesin bir genellemeye gitmek çok zor. Çünkü hipokampusu büyük veya amigdalası küçük erkekler de az değil.

Otizmin erkeklerde daha fazla görüldüğü, şizofreninin erkeklerde kadınlara göre daha agresif seyrettiği, Alzheimerde kadınlarda gözlenen yumakların erkeklere göre daha büyük risk faktörü oluşturduğu, kadınlarda depresyonun daha sık görüldüğü ve suç işleme olasılığının erkeklerde daha yüksek olduğu (bunun en önemli kanıtı tüm dünyada cezaevlerinde bulunan suçu sabit bireylerin büyük çoğunluğunu erkekler oluşturmasıdır) doğrudur. Cinsiyet farklılıklarının hastalıklarla ilişkisini ise henüz tam olarak çözebilmiş değiliz. Reklamlardan fazla etkilenmemek için sol beyin aktivitesini daha fazla kullanmaya ihtiyacımız var. Sağ beyin aktivitesini kullanmayı seven kadınlar, belki de bu yüzden alışverişi erkeklerden daha çok seviyor. Ancak bu bir erkeğin reklamlardan etkilenmeyeceği veya sağ beyin aktivitesini kadınlar kadar iyi kullanamayacağı anlamına gelmiyor. Böyle olsaydı erkek şairler, romancılar ve ressamların kadınlara göre daha kötü olması gerekirdi. Mona Lisa’yı üreten Leornardo da Vinci’nin bir erkek olduğunu hatırlayalım.  Öte yandan sol beyin aktivitesi üzerinden yola çıkarak erkeklerin mantık odaklı ve daha iyi matematikçi olduğunu genellemek de medyanın sevdiği bir şeydir. Tartışılması kulağa hoş gelir, ancak bu tarz genellemeler bizi yine gerçeklerden uzaklaştırır. Dokuma tezgahlarını gözlemleyerek ilk ilkel bilgisayar fikrini ortaya atan ve bilgisayar teknolojisinin başlangıcına önemli katkılar yapan Ada Byron’, ilk programlama dili derleyicisini geliştiren Grace Hopper gibi kadınları ve bilgisayar teknolojisi gelişirken ciddi katkı veren matematikçilerin çoğunun kadın olmasını (8) bu savın neresine koyacağız?  Fizik ve kimya alanlarında iki Nobel ödülüne sahip olan Madam Curie beyninin sizce en çok hangi tarafını kullanmıştı? Sol beyin mantık ve matematik düşünceden sağ beyin duygu ve empatiden sorumludur; kadınlar sağ beyinlidir erkekler sol beyinlidir dediğimiz zaman bir kadından daha fazla empati yapabilen ve duygu ifade eden erkekleri, bir erkekten daha iyi matematik yapan ve analitik düşünebilen kadınları açıklayamayız.

Sonuç olarak, genelde cinsiyetler arasında bazı anatomik farklılıklar ve beyin bölgeleri arasında farklı bağlantılar olsa da bu farklılıklar ile davranış arasında doğrudan bir bağlantı olduğunu kesin bir şekilde destekleyen kanıtlara sahip değiliz. Medyatik tartışmalarda pek de üzerinde durulmayan bir konu beyin esnekliği (nöroplastisite) ve beynin iki yarım küresi arasındaki bağlantıdır. Beyin esnekliği beynin herhangi bir görevi yapmak üzere nöronlar arası bağlantıları yeniden organize etme ve duruma göre daha güçlü veya organize bağlantılar kurabilmesidir. Bu ihtiyaç halinde kadınların da erkekler kadar matematiği etkili kullanabilmelerini gayet güzel açıklar. Çünkü öğrenme ve bilgiyi kullanma mekanizmaları insana özgüldür. İsterlerse kadınlar da erkekler kadar iyi harita okuyabilir, uçak dahil olmak üzere her türlü kara ve hava taşıtını kullanabilir. Tersi erkekler için de geçerlidir. Bir erkek gerekirse veya isterse bir kadın kadar duygudaşlık (empati) yapabilir. Gereken koordinasyon iki yarımküre arasında bağlantıyı sağlayan korpus kallozum sayesinde gerçekleştirilir. Ne erkekler sadece sol beyinlerine ne de kadınlar sadece sağ beyinlerine mahkûm. Herkes ihtiyaca göre beyninin her yerini kullanır.

Evrimsel süreçte ilk aletlerin yapımından yazının bulunmasına kadar yaklaşık 300 bin yıl geçerken, yazıdan matbaaya 5 bin, matbaadan bilgisayara 500 ve bilgisayardan internete yaklaşık 50 yıl geçmiş. Süreç tarım, endüstri ve bilgi devrimlerini kapsıyor. Endüstriden bilgi çağına geçişte ve baş döndürücü bilimsel gelişmelerde kadının erkekle birlikte iş, eğitim ve bilim hayatına katılmasının çok önemli bir katkısı var.  Belki de erkek ve kadın beyninin birlikte düşünmesi, strateji geliştirmesi ve sorunlara çözüm üretmesi özlenen, daha barışçıl ve daha yaşanabilir bir dünya için daha çok gereklidir.

 

Kaynaklar

  1. Pahlke E ve diğ., Psychol Bull 140(4): 1042-1072, 2014.
  2. Jarrett C. Beyin Yalanları ve Gerçek Bilim (çev. Müge Telyar), The Kitap, İstanbul, 2015.
  3. Ingalhalikar M ve diğ., PNAS 111: 823-828, 2014.
  4. Ridgevey G. https://figshare.com/articles/Illustrative_effect_sizes_for_sex_differences/866802 (son erişim 29 Ekim 2018).
  5. Gilmore JH ve diğ., J Neurosci 27: 1255-1260, 2007.
  6. Sommer IE ve diğ., Brain 127 (Pt 8): 1845-1852, 2004.
  7. Cahill L. Nature Rev 7: 477-484, 2006.
  8. Isaacson V. Geleceği Keşfedenler (çev. Duygu Dalgakıran), Domingo Yayınları, İstanbul, 2017.

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir